•   Ekim 27, 2014

Bağımlı anne, bağımsız çocuk

fatma-kayımBir anne daha çocuğu ile karnındayken iletişime geçmeye başlar, aralarındaki bağ daha o zaman oluşur. Hayatında yeni bir dönem başlamıştır kadının. Ömrü boyunca artık aklının bir kenarında hep o olacak ve hangi yaşta olursa olsun onu merak edecek, onun için endişelenecek. Bu bağ bazı koşullarda bir bağımlılık haline gelebiliyor ne yazık ki. O zaman da bir birey olma yolunda büyüyen çocuk ile anne arasında ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Bu konuyu PANDOS psikologlarından Fatma Kayım, Sözcü Hayat okuyucuları için kaleme aldı.

 

“Hayallerimiz en özgür olduğumuz yerdir. Bundandır ki bazen gerçekleşmeyeceği düşünsek de hayaller kurmaktan vazgeçmeyiz. Çoğu hayalimiz ise çocukluğumuza aittir. Büyümek isteriz çocukken. Büyüyüp çok güçlü olmak, hatta süper kahraman olmak ister erkek çocuklar. Kızlarınsa hayali anne olmaktır. Bu hayaller ancak bir çocuk sahibi olunca gerçekleşir. Çünkü onlar için babaları kahramandır, yenilmezdir. Ve bir kadını anne yapan yine çocuktur.

 

anne-ve-oglu

 

Bu nedenle olsa gerek hayallerin en detaylısı hep çocuğumuz ile ilgili olanlardır. Cinsiyete belirleriz en başta aklımızda, sonra kime benzeyeceğini, yavaş yavaş da kişiliğini oturturuz. Hayattaki yarısıdır bir anne için çocuk. Kendi yapamadıklarımızı yapmalarını sağlayarak tamamlamaya çalışırız bu eksik yanımızı.

 

Zeki olsun deriz, başarılı olmalıdır mutlaka, iyi bir eğitim almalı ama sanatsal ve sportif faaliyetleri de eksik olmamalıdır. Ama hepsinden önemlisi kendi başına ayakta kalabilmedir. Onca yaşadığımız yıllardan sonra ayakta kalmanın zorluğunu biliriz.

 

Peki bunu başarmaları için ne yaparız? Daha doğrusu ne yapmalıyız?

 

Bir ilişkide en çok tartışılan kavramlardır bağlılık ve bağımlılık. Bu iki kavram arasındaki ince çizgi nerede başlar? Nerede biter? Bir kişiye bağlı veya bağımlı demek için belirlenmiş kriterler var mıdır? Tabii ki bağlılık ve bağımlılık arasında keskin sınırlar çizmek sizlerinde bildiği gibi zordur. Yine de genel bir tanım yapmaya çalışırsak;

 

Bağlılığı; bir kimseye veya nesneye belirli sınırlar çerçevesinde sadık olmak olarak, bağımlılığı ise; sınır koyamama ve o kişi veya nesne olmadan huzursuz ve kaygılı hissetmemiz olarak tanımlamamız yanlış olmaz. Gelelim asıl sorumuza. Sizce bir ailede daha çok hangi taraf bağlıdır? Hangi taraf ise bağımlı? Genelde çocuklar için tartıştığımız bu durumu biraz da ebeveynler açısından ele alalım.

 

Anne- baba olmanın ne kadar zor olduğunu, ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu hepimiz biliyoruz. Yıllar boyunca emek verdiğiniz ve her şeyden korumaya çalıştığınız çocuğunuzu çok da güvenilir olmadığını bildiğiniz dış dünyaya teslim etmek ise hepsinden daha zordur. Bu nedenle anne-babanın yaşadığı, yaşamak isteyip yaşayamadığı, acılarını veya mutluluklarını çocuklarına yansıtması işten bile değildir. Peki anne-babanın verdiği hangi öğüt yaşanacak olayları engellemeye yetmiştir? Çocuklar aileleri tarafından korunmayı istemeye ne kadar devam edecekler? O zaman nerde müdahele etmeli? Nerede sorumluluğu onlara bırakmalı?

 

anne-cocuk-sorunlari

 

Bu konuyu bize çok da uzak olmayan bir senaryo ile detaylandıralım:

Bora 5 yaşında bir çocuktur. Gülşah Hanım ise Bora’nın annesidir. 5 yıl boyunca her anını Bora ile birlikte geçirmiştir. Bora için mesleğine ara vermiş, o güne kadar sıkıcı diye nitelendirdiği hayat tarzını Bora’ya daha iyi yetiştirebilmek için devam ettirmiştir. Ahmet Bey ise Bora’nın babasıdır. Yoğun çalışması nedeniyle Bora ile daha çok annesi ilgilense de Ahmet Bey de hafta sonları çocuğuyla etkili bir şekilde vakit geçirmeye çalışmaktadır. En büyük istekleri mutlu ve başarılı bir çocuk yetiştirmek olan Ahmet Bey ve Gülşah Hanım bu isteklerini çok iyi bir şekilde başarmıştır. Bora birçok açıdan yaşının üzerinde bir gelişim gösteren ve herkesin örnek gösterdiği bir çocuk olmuştur. Fakat annesi artık Bora’ya yeterli olmadığını fark etmiş ve kendi yaşıtlarıyla daha fazla zaman geçirebilmesi adına onu bir kreşe yazdırmaya karar vermiştir. Ama ne yazık ki bu zaman dilimine kadar Bora ile çok büyük sorunlar yaşamayan Gülşah Hanım oğluyla çatışmalar yaşamaya başlamıştır. Bora okula gitmeyi istememektedir. Sabahları evden bir türlü çıkmayı kabul etmemekte, okula ise ağlayarak girmektedir. Aileyi üzen bu durum çok uzun sürmez. Okulda öğrendiği yeni şeyler, okul arkadaşları ve öğretmenin sevgisinin Bora’nın bir süre sonra okulu sevmesini sağlamıştır. Bora da eski uyumlu haline geri dönmüştür. Tabii Gülşah Hanım ve Ahmet Bey bu duruma çok sevinir. Gülşah Hanım uzun zamandır ertelediği, vakit bulamadığı şeyleri yapmaya çalışır. Fakat artık yaptığı hiçbir uğraşın eskisi kadar keyifli olmadığını fark eder. Bora annesi olmadan mutlu bir şekilde okula gitmesine rağmen Gülşah Hanım’ın aklı hep Bora’dadır.

 

Gülşah Hanım’ın yaşadığı bu durum annenin çocuğuyla ilk gerçek ayrılığıdır. Çünkü Bora artık annesi yanında olmadan da kendisini huzurlu hissetmekte ve okulda bir çok yeni beceri kazanmaktadır. Okul ile birlikte artık çocuk için aile dünyanın merkezi olmamaya başlar. Size olan bağlılığı devam etse de söylediklerinizi hemen kabul etmez, kurallarınızı sorgular, bazen de karşı çıkar. Artık sizden bağımsız bir birey olduğunu fark etmiştir. Anne-baba için ise bu durumu kabul etmek o kadar kolay olmaz. Fakat bu çatışmalar ilköğretim döneminde çözülemezse eğer, çocuk ergenlik çağına girdikten sonra sorunların boyutu da değişir. Evdeki kurallar çatışır, çeşitli ceza yöntemleri uygulasanız da söylediklerinizi yapması git gide zorlaşır. Çünkü artık o kendi kurallarının ve kararlarının sonucunu görmesi gereken yaşa gelmiştir.

 

anne-cocuk-iliskisi

 

Anne –baba olarak bizler ne yaparsak yapalım bu süreci yalnızca geciktirebiliriz. Belki de yapabileceğimiz en iyi şey bizden bağımlılığını kurtarmış çocuklarımızın her zaman bağlılıklarını devam ettirmesini sağlamaktır. Yani onlara destek olmak ama onun yerine karar vermemek, yol göstermek ama yönlendirmemek ve eğer denerseniz çocuğunuza öğüt vermeden sadece onu dinlemenin ilişkiniz için ne kadar yararlı olduğunu göreceksiniz.”