•   Kasım 17, 2014

11 adımda duygusal detoks

Sözcü Hayat-Eser AKGÜL

reyhan-elmasriGünlük hayatta yetiştirmeye çalıştığımız işler bizi çoğu kez kendimizden uzaklaştırıyor. Duygularımıza odaklanamıyoruz bile çoğu kez. Nefes alıp vermeyi yaşamak için bir refleks olmaktan çıkarıp bizi rahatlatan bir eylem haline getirerek basit bir egzersizle kendi kendimizi dinlememiz çok faydalı olacaktır. Bunun yolunu  PANDOST’tan Nefes Koçu, Kişisel Gelişim Uzmanı, Enerji Teknikleri Uzmanı Reyhan Elmasri, SÖZCÜ HAYAT okurları için anlattı.

 

 

Beslenme, doğal gıdalar, diyet, spor, check-up, aşı olmak, vitaminler, hijyen…. Sağlık kelimesini duyunca ilk aklımıza gelen bunlar. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan sağlık tanımı ise şöyledir: “Herhangi bir hastalık ve güçsüzlük halinin olmaması ve bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyi olma durumudur.”

 

Dilimizdeki genel algıya baktığımızda “sağlıklı olmak”la “tam bir iyi olma” durumu (wellness) arasında iki dağ vardır: zihinsel ve duygusal sağlık.

 

duygusal-detoks

 

Beden – Zihin – Duygu

 

Vücudumuz, düşüncelerimiz ve duygularımız bir bütündür, birbirine tamamen bağlıdır ve etkileşim halindedir. Herhangi birinin enerjisi düştüğünde diğerini de etkiler. Fiziksel hastalıkların duygusal nedenleri üzerine yapılmış pek çok araştırma ve yazılı 300 kadar kitap vardır. Stres ve üzüntü hemen mide ya da başağrısı yapar, geçmiş kırgınlıklara tutunan kişiler kabızlık çekerler, kolit detaycı ve hassas insanlarda görülür, migren istekleri baskılamaktan, kendi gibi olamamaktan kaynaklanır.

 

uzuntuFiziksel ağrı çekerken mutlu ve neşeli olmak imkansızken, duygusal acılarımızı bastırıp mutlu ya da güçlü gibi görünmeyi başarabiliriz. Bunu şöyle bir örnekle açabiliriz: Kalçanız kırıksa iyileşip ayağa kalkana kadar işe gidemez, arkadaşlarınızla çıkamazsınız ama kırık bir kalple ya da içinizde bir öfke balonuyla başkalarıyla ilişkiye girmek çatışmaların ana nedenidir.

 

İnsanın duygu durumu zihinsel aktivite ve verimliliğini de direkt olarak etkiler. Kendimizi duygusal olarak çok iyi hissettiğimizde (örneğin aşık olunca, terfi edince, güzel bir haber alınca) mutluluk hormonları salgılanır. Bu da stres ve anksiyete eşiğini yükseltir, motivasyonu arttırır ve mevcut yetenek ve bilgi birikimimizi kolayca kullananmamıza yol açar.

 

Üç Temel Duygusal İhtiyaç

 

En temel fiziksel ihtiyaçlarımız hava, su ve yemektir. İnsan havasız ancak birkaç dakika, susuz birkaç gün, yemeksiz birkaç hafta (vücut direncine göre belki biraz daha fazla) yaşayabilir. Karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarımız bizi hemen öldürmez ama deyim yerindeyse süründürür. İnsanın en temel üç duygusal ihtiyacı için şu şekilde bir karşılaştırma yapsak hiç de abartmış olmayız.

 

Hava = Sevgi

 

Su = Kabul görmek

 

Yemek = Takdir görmek

 

Bakımevlerinde sevgi görmeden büyüyen bebeklerin diğer tüm ihtiyaçları giderilmesine rağmen sadece sevgi görmedikleri için yaşıtları kadar büyüme göstermedikleri saptanmıştır. Sadece çocuların değil, sosyal konumu her ne olursa olsun tüm insanın doğumundan ölümüne kadar bunlara ihtiyacı vardır.

 

Evrensel Yasa: Sen NE İSEN Onu Çekersin

 

Son yıllarda bazılarının “moda oldu” şeklinde yorumladığı kişisel gelişim furyası içinde yanlış anlaşılan bir konu var: “ne istersen onu çekersin”. İşinde değer görmediği için mutlu olmayan ve başka iş arayan birini ele alalım. Bu kişinin asıl sorunu “değersizlik duygusu”dur. Yeni bir iş de bulur ama hala kendinin değerli olduğunun farkına varmamışsa gene aynı sebepten mutsuz olur.

 

İkili ilişkilerde de aynı etkileşimin çok etkili olduğunu görüyorum. Çok alımlı ve güzel bir hanım hayatını paylaşacak bir eş bulamıyor çünkü kendini çekici bulmuyor ve layık olduğunu düşünmüyor. Bunun aksi de aynı şekilde gerçeğimize yansıyor. Fazla çekici ve bakımlı biri olmasa da karşı cinsten birini hayatına çekmesi ya da sağlıklı bir şekilde ilişkiyi sürdürmesi çok kolay oluyor. Çünkü bu kişi kendisiyle barışık, aynaya baktığında güzel birini görüyor.

 

nefes

 

Önce “Ben”

 

Danışanlarıma da, eğitime katılanlara da “hayatınızın merkezinde kim/ne var” diye sorarım. Ve şimdiye kadar parmakla sayılacak kadar az kişiden “ben” yanıtını aldım. Genelde “çocuklarım, ailem, işim” çıkıyor. Oysa kendisini, kendi iyiliğini yaşamının odağından çıkarmış ya da kaydırmış kişiler hep kendinden verdikleri, aşırı çalıştıkları, kendilerini ihmal ettikleri için strese giriyor, tükeniyor hastalanıyorlar.

 

Hayatının merkezine kendini koymak demek, bencil olmak, herşeyi kendi için yapmak, başkalarını hiçe saymak anlamında değildir. Tam tersine siz kendi iç motivasyonunuzla etrafınıza ışık saçtığınız, olumlu enerji gönderdiğiniz zaman çok daha iyi bir ebeveyn, çalışan, evlat, patron, arkadaş… olursunuz.

 

İnsanın ilk ilişkisi kendisi ile olandır. Diğer hepsi buna bağlıdır. Farkına varmadan yaptığımız en büyük yanlışlar kendimizi sevmeden başkasından sevgi beklemek, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeden kabul görmeye çalışmak ve kendimizi takdir etmeden başkalarından takdir beklemektir. Kendinimizi anlamadan başkalarını, durumları anlamaya çalışmak motivasyonu düşürür, kişinin kendi içinde çatışma yaratır ve ilişkilerde sorun yaratır.

 

Duygusal Farkındalık

 

Hepimizin içinde olumlu ve olumsuz, karanlık ve aydınlık, siyah-beyaz-gri alanlar var. Kişi duygusal farkındalıkla gerçek anlamda hayatının kontrolünü ele alabilir.

 

Herkes kendi yaşadıklarına göre – ister ağır travmalarla yüklü olsun, ister görünürde imrenilecek bir yaşam – içinde negatif duygular ve korkular biriktirir. Bunlar farkında olsak da olmasak da ilişkilerimizi, işimizi, ekonomik durumumuzu, kısaca tüm hayatımızı etkiler.

 

Teşhis olmadan birşeyi tedavi edemeyiz. Tekamül son nefese kadar, hayat boyu sürecek bir teşhis-tedavi, gelişim sürecidir. Karşılaştığınız her olayda kendinizi ve başkalarını/koşulları/ olanları suçlamadan gerçek anlamda ne hissettiğinizi anlamaya çalışmak duygusal farkındalık kazandıracaktır.

 

Hemen şimdi sizi mutsuz eden, strese neden olan bir olayı düşünün. Büyük olasılık ilk aklınıza gelen üzgün, öfkeli, kalbi kırılmış, hayal kırıklığına uğramış olmaktır. Biraz daha derine inip bakın buna neden olan gerçek duygu ne? Yeterince sevilmediğinizi hissettiğiniz için mi üzgünsünüz? Yeterince takdir görmediğiniz için mi öfkelisiniz? Aldatılmış olmak mı hayal kırıklığını yaratan? Kendinizi mi suçluyorsunuz? Bunlardan biri ya da birkaçı varsa telaşa kapılmayın, hepimizde var. Önemli olan farkına varmaktır.

 

Duygusal Detoks

 

detoksDerin travmalar, fazlasıyla bastırılmış duygular için bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. Farkına vardığınız bu duygularla yüzleşmekten kaçınmayın, sizi esir almasına izin vermeyin ve asla bastırmayın. En azından günlük stresleri içselleştirmemek için etkisi klinik olarak kanıtlanmış aşağıdaki uygulamayı yapabilirsiniz:

 

  • Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapatın ve bu duyguya neden olan olayı içinde kaybolmadan, kişilere takılmadan kısaca anımsayın.
  • Üzerinizdeki etkisine 5 üzerinden bir puan verin (5 en şiddetli, 1 en düşük)
  • Bu her neyse olduğunu kabul edin, içinizde bir köşede durmasına izin verin.
  • Sonra tüm dikkatinizi nefesinize verin, sadece nefesinizi izleyin, her santimetresini hissederek nefes alıp verin.
  • Aldığınız her nefeste yaşama sevincini, başarıyı, bolluğu, sevgiyi içinize çektiğinizi imgeleyin.
  • Verdiğiniz her nefeste de içinizdeki tüm negatif birikimleri dışarı verdiğinizi imgeleyin.
  • Günde onbinlerce kez yaptığınız bu muhteşem yolculuğu bu kez farkındalıkla yapın.
  • Dilerseniz nefesinizi renkli bir buhar gibi imgeleyin, istediğiniz rengi verin.
  • Birkaç dakika böyle devam edin ve gözünüzü açmadan olaya tekrar bakın.
  • Çok derin birkaç nefes alıp verdikten sonra yavaşça gözlerinizi açın.
  • Ve son olarak tekrar 5 üzerinden puan verin, ya tamamen sıfırlanmıştır ya da etkisi azalmıştır.

 

Kendini daha iyi hissetmenin altın anahtarlarından biri de şükretmektir. Sahip olduklarınıza içten bir şekilde şükretmek hem kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar, hem de sahip olmak istediklerinizi hayatınıza daha kolay çekmenizi.