•   Aralık 31, 2015

Emek ve diken: Kokina

Yılbaşı çiçeği olarak bilinen Kokinalar tezgâhlardaki yerini aldı. Kırmızı ve yeşilin albenisi arkasında ciddi emek ve çile var. İstanbul’un Romanları, diken bahçelerinde elleri kanaya kanayan, üstleri yırtıla yırtıla bitkileri toplayan bu ailelerin yaşadıklarını Al Jazeera’den Başak Çubukçu kaleme aldı.

İşte uğur getirdiğine inanılan Kokinaları toplayan Düvenci ailesinin hikâyesi.

Anne, oğul ve gelin… Düvenci ailesi, İstanbul Pendik’teki ‘Teneke Mahalle’de yaşayan Romanlardan sadece birkaçı. Geçimlerini hurda toplayarak ve çiçek satarak sağlıyorlar. Aile, son üç aydır harıl harıl yılbaşı çiçeği olarak bilinen ‘Kokina’ hazırlamaya çalışıyor.

Sadece yılbaşı arefesinde satılıyor. Kokina, yeşil yapraklı dallarını kırmızı meyvelerle taçlandıran bir çiçek. Uğur getirdiğine, bir yıl boyunca solmadan, yapraklarını dökmeden tazeliğini korursa ‘ev sahibi’ olunacağına inanılıyor.

Aslında ‘tek’ bir çiçek değil. Meyvesi farklı, dalları farklı bitkilerden oluşuyor. Kokina, insan eliyle oluşturulan bir kombinasyon. İstanbul’da Kokina yapanların büyük bölümü de Romanlar. Tanzimi zor ve zahmetli. Yılbaşı akşamlarının ışıltılı çiçeği aslında dikenli bir gül bahçesi.

romanlar-kokina-yapıyor

Sabah yola çıkılıyor

Düvenci ailesi, sabah ayazında çalıştırmakta güçlük çektiği pikaba çoluk çocuk doluşuyor. Ellerinde koca koca kovalar… Yılın bu dönemlerinde hep aynı işi yapıyorlar. Kokina için, ormanlık araziye çıkıyorlar.

Beş kilometrelik yolculuğun ardından Ömerli Barajı yakınlarında duruyorlar. Meyveler, dikenli bir alanda. Öyle ki, dikenler sanki meyveleri korumak istercesine önlerine set. Sağları solları yırtıla yırtıla kırmızı meyvelerin bulunduğu yere ulaşıyorlar. Kimi cambazlara taş çıkarırcasına ağacın tepesinde; kimi de dibinde iki büklüm meyveleri tek tek kovalara doldurmaya çalışıyor.

Anne Aysel Düvenci 64 yaşında. Çocukluğundan bu yana Kokina yapıyor. Ama artık eskisi gibi hızlı değil. Elleri nasır ve yara bere içinde. Parmaklarını oynatmakta zorlanıyor. Dikenlerden dolayı elleri şiş halde.

“Çocuklar dağlara gittiklerinde beni de yanlarında götürürse gidiyorum. Ama yüksekten toplayamıyorum. Alçaktakileri toplayabiliyorum. Çok zor bir iş. Her yer diken. Ellerimin haline bak. Geçenlerde bir karaçalı girdi. Çocuklar zar zor çıkardı. Ama parmaklarım uyuşuk. Bak, bükemiyorum. Ben bu işi uzun yıllardır yapıyorum, be kızım. İnsanlar bilsinler, ne zorluklarla topladığımızı.”

Hemen yukarısında oğlu Erhan var. O da 7 yaşından beri Kokina yapıyor. Yüksekteki meyveleri toplamak, onun görevi. Çevik, acısı sonradan çıksa da dikenlere nispeten dayanıklı. O daldan bu dala atlayıveriyor. Uzanabildiği ölçüde meyveleri, kovasına doldurmaya çalışıyor. İşin ucunda çocuklarına alabileceği ekmek ve kıyafet var:

“Senede bir sefer oluyor. Ekim ayında başlıyoruz, bunları toplamaya. Siz Kokina dersiniz, biz Gıcır. Genellikle ormanlara gidiyoruz, bu bölgelerde bulunuyor. Yükseklerde. Mecbur yukarılara çıkıyoruz. Dikenleri var. Üstüne çıkması daha zor. İmkânsız, yine de gayret ediyoruz. Bayağı zor. Ellerimiz kanıyor, yara oluyor. Eziyeti çok, emeği çok, çilesi çok. Ne yapalım artık sabrediyoruz. Mecbur. Burada kazandığımız üç beş lirayla çoluk çocuğa ekmek, yemek, giyecek alıyoruz. Biz böyle geçiniyoruz.”

Diken sadece kırmızı meyveleri toplarken değil; dalları toplarken de karşılarına çıkıyor. Dallar, yapısı gereği dikenli. Bu nedenle de adına kuşkonmaz deniyor.

Günde 100 tane

Demetlerin hazırlanması Teneke Mahalle’de gerçekleşiyor. Bu sefer çalışan daha fazla. Meyveler bir tarafta… Dallar ayrı… Barakalarının önlerine serilen kalın naylonlara dökülüyor eldeki malzeme. Sıra kırmızı meyveyle yeşil dalları birbirine bağlamak var.

Sırıtmaması için kırmızı yün ip kullanılıyor. Meyveler, tek tek düğüm atılarak dallara tutturuluyor. Sonrasında makas yardımıyla, tamamen göz ve izana dayalı dallar yapraklar kesiliyor. Mükemmel uyum, işte böyle ortaya çıkıveriyor.

Meyveler, dallara bağlanırken de dikenlere karşı mücadeleye devam. Her düğüm ayrı bir batış demek. Gülfidan Düvenci, her zahmetine katlanmaya razı yeter ki değeri bilinsin.

“Güzel görünüyor ama nelere katlandığımızı gördünüz. Çalılara çıkıyoruz, üstümüz başımız yırtılıyor. Çok uğraştırıyor. Çoluk çocuğum karnı doysun benim için yeter. Kaç aydır uğraşıyoruz. Toplaması ayrı zor, bağlaması ayrı zor. Emekli bir iş. Bu süre içinde 1000-2000 tane yapıyorum. Günde 100 tane bağlıyorum. Ellerim ağrıyor, bir de belim. İşkenceli iş.”

 “Bir bize uğur getirmiyor”

Alanların yüklediği anlam ayrı… Hazırlayan ya da cefasını çekenlerinki ayrı… Kokinaların uğur getirdiğine inanılsa da Düvenci ailesi aynı görüşte değil. Yıllardır, barakalarda ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Paşaköy’deki Teneke Mahalle’de onlarla aynı kaderi paylaşan 22 Roman aile daha var. Elektrik ve suları yok. Kışın dağlardan gelen yağmur suları yüzünden çamur deryası içinde yaşamaya mahkûmlar.

Yaklaşık 50 yıldır Kokina yapan anne Aysel Düvenci, ‘Yapıyorum ama yüzüm hiç gülmedi’ diyor. Onlar için Kokina, ekmek parasından başka bir şey ifade etmiyor.

“Millet ‘uğur getiriyor’ hesabına alıyor. Bunca yıldır bana uğur falan getirmedi. Getirseydi insan olurdum. Bak nerede yaşıyorum? Denize düşen yılana sarılır. Bizimki de o hesap. Elimizden dalımızdan tutan yok.”

12’yi bir geçe

Düvenci ailesi, Kokinaları ya tezgâhta kendileri satıyor ya da mezata veriyor. Mezatta tanesi 4 TL’dan gidiyor. Tezgâh satış fiyatı semtine göre değişiyor.

31 Aralık gecesi 12’yi bir geçene, yani yeni yılın ilk dakikasına kadar satış oluyor. Ne kadar satabilirlerse yanlarına kâr. Satamazlarsa emekleri de hayalleri de çöpe gidiyor. Kül Kedisi’nin hikâyesi misali…