BİZİ TAKİP EDİN

© 2016 - Tüm hakları Estetik Yayıncılık A.Ş.’ye aittir.

Burak GÖRAL 11:21 6 Haziran 2015

Gencim, güzelim ama yalnızım

Biraz “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi”nin içinden çıkmış gibi duran yarı-fantastik bir aşk hikayesi bu. Ancak çok daha etkili olabilecek bir senaryonun kıyısından dönülmüş.

 

Herkesin aradığı bir şey; bitmeyen büyük bir aşk. Bu yüzden karşımıza “Ölümsüz Aşk”, “Sonsuz Aşk”, “Bitmeyen Aşk” gibi isimler konan aşk filmleri sık sık çıkıyor. Çünkü aşklar çok çabuk bitiyor artık. Boşanmalar bu kadar artmışken, günümüz aşkları tıpkı hayatın kendisi gibi gayet hızla akıp geçip giderken insanların uzun süren sağlam aşklara inancı da giderek zayıflıyor. Belki de bu yüzden son zamanlarda yine Hollywood’dan gelen aşk filmlerinde bir artış var.

 

olumsuz-ask

 
“Ölümsüz Aşk”ta 1908 yılında doğmuş, kocasını kaybettikten sonra tek kızıyla sade bir hayat yaşayan Adaline adlı genç bir kadın, geçirdiği bir trafik kazası sonucunda mucizevi bir değişiklik yaşar. Artık yaşlanmıyordur yani hep 29 yaşında kalacaktır. Adaline bu özelliğini kızı dışında herkesten saklar. Devletin onu numune olarak incelemesini istemiyordur çünkü. Adaline 2015 yılına kadar 29 yaşında güzel alımlı bir kadın olarak yaşamını sürdürmüş ama hep saklanmak zorunda olduğu için de kimselerle yakın bağlar kuramamıştır. Ta ki Ellis adlı genç bir işadamıyla tanışana kadar… Ama filmin Türkçe adındaki ölümsüz aşk Adaline ile Ellis arasındaki değildir..
“Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi”nden türetilmiş ilginç bir hikaye gibi dursa da bazı yanlış manevralar yapıyor film. Bir defa, filmin hikayesinin içinde bulunmayan bir sesin hikayeyi baştan sona anlatması çok itici. Adaline’ın biyografisini özetleyen anlatıcılı bölüm uzun ve didaktik. Anlatıcının Adaline’ın başına gelen fantastik durumu bilimsel bir şeylere bağlamaya çalışma çabası da saçma olmuş biraz. Adaline nehrin soğuk sularına arabasıyla olumsuz-ask-afisdüştüğünde üzerine yıldırım düşüyor ve yaşlanma geni zarar görüyor! Süper kahraman filmleri gibi! “Fantastik hikayedir, hadi öyle olsun” deseniz bile sizi kendisine bir türlü bağlayamıyor. Hikayenin gerçek dramı Harrison Ford’un filme dahil olduğu kısımda başlıyor aslında. Ama malesef bu da çok geç gerçekleşiyor. Üstelik tatmin de edilemiyor. Fazla temkinli, kibar ve edepli anlatımıyla da ‘keşke Avrupalı bir yönetmen çekseymiş filmi’ dedirtiyor. Film Adaline’in yaşlanamamasını bir drama dönüştürmek konusunda da yetersiz kalıyor. İzleyici Benjamin Button’dakinin tersine, Adaline’in yaşlanamamasına üzüntü duymadıkça hikayeden de etkilenemiyor.
Oysa Adaline’ı canlandıran Blake Lively’nin performansı kendi sınırları içinde tatminkâr. Filmle kurabildiğimiz sınırlı bağ onun sayesinde gerçekleşiyor. Bir ara oldukça popüler olan TV dizisi “Gossip Girl” ile ünlenen Lively’nin şimdiye kadarki en akılda kalıcı performansı bu. Harrison Ford ise ne kadar yaşlansa da izlemekten keyif alınan bir oyuncu olma özelliğini sürdürüyor. Ne de olsa Han Solo o! Adaline’ın kendisinden yaşlı kızını canlandıran Ellen Burstyn kısır bir karaktere hapsolmuşken, Harrison Ford’a eşlik eden başka bir tecrübeli aktris Kathy Baker da klişe bir rolde harcanmış.

 

Ölümsüz Aşk

Yönetmen: Lee Toland Krieger
Oyuncular: Blake Lively, Michiel Huisman, Harrison Ford
Süre: 112 dakika

 

Animasyonda latin rüzgarı

 

hayat-kitabi

 

“Hayat Kitabı” hem çocuklara hem de büyüklere rengarenk ve farklı bir animasyon deneyimi sunuyor. Meksika kültüründen beslenen hikayesi ve karakterlerinin yanı sıra zengin görsel dünyasıyla da dikkat çekiyor.

 

Aynı kıza aşık, çocukluktan beri birbirlerine rakip olan iki erkek, Manolo ve Joaquin’in rekabetine, ‘Hatıralarla Yaşayanlar Ülkesi’nin tanrıçası La Muerte ile ‘Unutulanlar Ülkesi’nin kralı olan kocası Xibalba da karışır. İkisi de kendi iktidarlarını ortaya koyarak gençler üzerinde iddiaya girerler. Sonrası ise tam bir şamata.  “Hayat Kitabı” hareketli, komik ve maceralı bir hikayeye sahip son derece renkli, şahane detaylarla süslü, inanılmaz bir işçilik barındıran zıpkın gibi bir animasyon. 7 yaşından büyük çocukların da aileleriyle birlikte zevkle izleyebilecekleri, sevimli, hikayesiyle olmasa da Latin kültürüne ait olmasından dolayı farklı, müzikleriyle de ilgi çekici ve son derece dinamik bir film.

 

hayat-kitabi-afis

 

Hayat Kitabı

Yönetmen: Jorge R. Gutierrez
Süre: 95 dakika

 

Orada biri var!

 

2010’da izlediğimiz ilk “Ruhlar Bölgesi” filminde yeni evlerine taşınmış bir ailenin başından geçen ‘Poltergeist’ benzeri korkunç olaylar konu ediliyordu. 2000li yıllarda yıldızı iyice yükselen, “Testere” filmlerini başımıza saran Malezyalı yönetmen James Wan ve yine “Testere”den tanıdığımız senarist Leigh Whannell’in başka ortaklıklarının ürünüydü film. Ailenin küçük oğlunun evdeki kötü ruh tarafından komaya sokulmasının üzerine yardıma gelen Elise adlı medyum ve iki sarsak paranormal dedektifin gergin macerasını başarılı bir atmosfer ve hayli korkunç numaralarla süslemişlerdi. Üç yıl sonra gelen “Ruhlar Bölgesi 2” de aynı atmosferi sürdürse de Lambert ailesinin sorununu daha da genişleterek yol alan biraz da zorlama bir devam filmiydi. Şimdi önümüze gelen üçüncü film artık denizin tümüyle tükendiğini kanıtlıyor sanki.

 

ruhlar-bolgesi-3
Üçüncü film, önceki iki filmin bir sene öncesine giderek medyum Elise’in Lambert ailesinden önceki başka bir paranormal vakasına odaklanıyor. Babası ve erkek kardeşiyle yaşayan genç bir kız olan Quinn, kanserden kaybettiği annesini çok özlemekte ve onun desteğine ihtiyaç duymaktadır. Onunla iletişime geçmek için Elise’i bulur ve yardım ister. Elise kızın masumiyetinden etkilenerek bu işleri bırakmış olsa da yardım etmeye karar verir. Ancak bu girişim başka bir kötü ruhu uyandırır. Darth Vader gibi sesler çıkaran bu maskeli ölü varlık Quinn’in başına bela olacaktır…

 

ruhlar-bolgesi-afis
Filmin Elise ve diğer iki tipi bir araya getirmesinin dışında ilk iki filmle pek bir bağı yok. Filmin yönetmeni bu sefer üç filmin de senaryosunda imzası olan, aynı zamanda paranormal dedektiflerden birini canlandıran Leigh Whannell. Doğrusu önceki filmlerin atmosferini gayet başarılı bir şekilde bu filme de taşıyor. Zaman zaman koltuktan sıçratıcı korku numaraları da yapmayı ihmal etmiyor taze yönetmen. Ama sıradan bir olay örgüsüyle sanki kendini sağlama almış. Halbuki ‘işkence pornosu’ alt türünü iyice parlatan “Testere” serisinde filmler arasında kurduğu köprülerle daha parlak manevralar yapabilmişti.

 

Ruhlar Bölgesi 3

Yönetmen: Leigh Whannell

Oyuncular: Dermot Mulroney, Stefanie Scott, Lin Shaye

Süre: 97 dakika

 

Yalnızlık ve çocukluk

2010’da izlediğimiz ilk “Ruhlar Bölgesi” filminde yeni evlerine taşınmış bir ailenin başından geçen ‘Poltergeist’ benzeri korkunç olaylar konu ediliyordu. 2000li yıllarda yıldızı iyice yükselen, “Testere” filmlerini başımıza saran Malezyalı yönetmen James Wan ve yine “Testere”den tanıdığımız senarist Leigh Whannell’in başka ortaklıklarının ürünüydü film. Ailenin küçük oğlunun evdeki kötü ruh tarafından komaya sokulmasının üzerine yardıma gelen Elise adlı medyum ve iki sarsak paranormal dedektifin gergin macerasını başarılı bir atmosfer ve hayli korkunç numaralarla süslemişlerdi. Üç yıl sonra gelen “Ruhlar Bölgesi 2” de aynı atmosferi sürdürse de Lambert ailesinin sorununu daha da genişleterek yol alan biraz da zorlama bir devam filmiydi. Şimdi önümüze gelen üçüncü film artık denizin tümüyle tükendiğini kanıtlıyor sanki.

 

marnie-oradayken
Üçüncü film, önceki iki filmin bir sene öncesine giderek medyum Elise’in Lambert ailesinden önceki başka bir paranormal vakasına odaklanıyor. Babası ve erkek kardeşiyle yaşayan genç bir kız olan Quinn, kanserden kaybettiği annesini çok özlemekte ve onun desteğine ihtiyaç duymaktadır. Onunla iletişime geçmek için Elise’i bulur ve yardım ister. Elise kızın masumiyetinden etkilenerek bu işleri bırakmış olsa da yardım etmeye karar verir. Ancak bu girişim başka bir kötü ruhu uyandırır. Darth Vader gibi sesler çıkaran bu maskeli ölü varlık Quinn’in başına bela olacaktır…
Filmin Elise ve diğer iki tipi bir araya getirmesinin dışında ilk iki filmle pek bir bağı yok. Filmin yönetmeni bu sefer üç filmin de senaryosunda imzası olan, aynı zamanda paranormal dedektiflerden birini canlandıran Leigh Whannell. Doğrusu önceki filmlerin atmosferini gayet başarılı bir şekilde bu filme de taşıyor. Zaman zaman koltuktan sıçratıcı korku numaraları da yapmayı ihmal etmiyor taze yönetmen. Ama sıradan bir olay örgüsüyle sanki kendini sağlama almış. Halbuki ‘işkence pornosu’ alt türünü iyice parlatan “Testere” serisinde filmler arasında kurduğu köprülerle daha parlak manevralar yapabilmişti.

 

 

 

Son Dakika Haberleri