•   Kasım 5, 2014

Rüyalarınız anlam kazansın

Merhabalar….

Artık bundan sonra rüya dolu, yorum dolu harika bir köşeyle sizlere merhaba diyeceğim. Umuyorum ki, her sabah bu köşeyi açıp okuyacak, ‘Acaba bugün yorulan rüya, benim rüyam mı?’ diyerek heyecandan içiniz pır pır edecek.
Kendimize dönüp baktığımızda, hayatın içine nasıl da iki ayağımızla derin ve güçlü bir şekilde girmiş olduğumuz bu dünya düzeninde, artık şöyle bir arkamıza yaslanalım ve bedenimizden
kısa bir süre de olsa çıkıp, ruhumuzla kendimizi bir gözden geçirelim. Yok öyle, ‘ben rüya görmüyorumlar’, ‘hatırlamıyorumlar’ falan… Artık dünyanın o kadar ciddiye alınmayacağını, herşeyin gelip geçici olduğunu, henüz, geçenlerde diye tabir ettiğimiz bir hadisenin, derin bir hüzün yaratmış olduğu durumun, bugün itibariyle hiç de tesirinin o kadar da yüksek olmadığının farkına vardık ve Sözcü´nün siz değerli aydın okuyucularındaki üst bilinç
sıçrayışını farkederek böyle bir köşe hazırlamaya karar verdik. Bundan böyle biliyoruz ki, herşey öyle dışardan görüldüğü gibi değil. Hatta elimizdeki ışığın bile dışarıyı aydınlatmasının
ancak ve ancak içerden başladığının yeni yeni de olsa farkına vardık.  ‘Hiçbirşey için geç değildir’ diyen büyüklerimizin sesine kulak veriyor, bizi terbiye eden o Mürebb´nin bir sinema gösterimi olan rüyalarımızı ciddiye almaya başlıyoruz. Bakın görün ne despresyonlardan sıyrılacak ne harikalıklara ve mucizelere tanıklık edeceksiniz. Denemesi bedava ;-)

 

Karanlık gecede kapanan göz kapaklarının ardındaki el fenerinin ışığına dikkat edin. Sizi aydınlıklara çıkarmaya çalışan sebeb ne olabilir ki? Sıcak bir simidin kokusunu bile sanki yanınızdaymışcasına hissettiren ne olabilir? Ya görmüs olduğunuz kişilerin bir sonraki günde karşınıza çıkmasına ne anlam veriyorsunuz? Peki ya, sizi ya da dünyayı ilgilendiren hadiselerin günler öncesinden müşahade etmenizden sonra hayat bulması ve gerçekleşmesini nasıl izah edebiliyorsunuz? Dejavu? Reenkarnasyon? Öngörü? Fal? Cinler? Sirius? Hayır hayır… O kadar da uzağa gitmeyin. Sinema perdesi hükmündeki göz kapaklarımız kapandığındaki gördüğümüz RÜYA dır bu.. Hani, altı üstü rüya dediğimiz… Hani amaan boş ver, rüyaydı bitti gitti dediğimiz, umursamadığımız RÜYA işte…Mesela, elimizi gözlerimize doğru tamamen yaklaştırdığımızda göremeyiz ya, hani elimizin tamamını… Şah damarından yakın olan o Mürebbi´yi de o yakınlıktan olsa gerektir ki, bu farkedemeyişimiz… O sahneleri çizen, rolleri giydiren, senaryoyu tam da olması gerektiği sürdürten, bizleri o rüyaları yorarken hayretengiz duygulara kaptıran o Mürebbi´nin sesine, sözüne ve gösterdiği görüntülere kulak verin bir kere de olsa.. Ne kaybedebilirsiniz ki?

 

Artık her sabah uyandığınızda, başucunuza koyduğunuz kalem ve kağıtla rüyanızı not alıyor, ‘Ne de olsa hatırlarız gün içinde’ diyerek rüya yazmayı savsaklamıyor, SÖZCÜ´nün aydın
okuyucularının çalışkan yönünü de gözler önüne seriyoruz. Hatta o kadar hassas oluyoruz ki, gerekirse sesimizi  o güzel aklımızı kullanarak akıllı telefonlarımıza kaydediyoruz. Gün boyunca da ‘Şükürler olsun rüyalarımı hatırlıyorum’ diyerek sürekli bilincimizi de kodluyoruz. Siz değerli SÖZCÜ okuyucuları, rüyalarınızın bütün senaryosunu AŞK´la info@hulyaozcelik.com adresine gönderin. Naçizane bendeniz de göndermis olduğunuz rüyalarınızda, ‘Mürebbi bu rüyada ne anlatmak istemiş?’ diyerek akıl yürütmeye gayret edeceğim.. E hadi hepimize kolay gelsin…
Sevgiler…