BİZİ TAKİP EDİN

© 2016 - Tüm hakları Estetik Yayıncılık A.Ş.’ye aittir.

Burak GÖRAL 10:28 17 Ekim 2015

İhtişamlı bir hayalet filmi

 

Gergin ve üzgün günler yaşıyoruz.
Ama yine de ruhumuzu sanatla, kültürle iyileştirebilmek, aklımızı sağlam tutabilmek mümkün. Bu hafta sinemalarda yine her zevke uygun film var. Mesela ‘Kızıl Tepe’ şık ve çok iyi tasarlanmış bir Gotik gerilim filmi örneği…

 

Meksikalı usta yönetmen Guillermo Del Toro’nun kariyerinin en iyi iki filmi ‘Şeytanın Belkemiği’ ve ‘Pan’ın Labirenti’dir. İlkinde bir hayalet hikayesini, ikincisinde de fantastik bir masalı asıl anlatmak istediklerini maskelemek için metafor olarak kullanır yönetmen. Seyirci eğer ilgili ve meraklıysa, filmin katmanları arasına dalar ve ilk filmdeki iç savaş temasını, ikincisinde de sert faşizm eleştirisini yakalar. Ama yüzeyde takılıp da en üst katmanda görünen hikayeden de keyif alınması kaçınılmazdır.

film2

‘Kızıl Tepe’de de böyle bir durum var. Filmin hayaletleri bir metafor olarak öykünün içindeler ve beklentilerin tam tersi etkiler yaratıyorlar. Şimdi burada uzun uzun isim listesi sıralamayayım ama birçok filmi hatırlatan bir hikayesi var filmin. 19. yüzyılın New York’unda, zengin bir işadamının roman yazarı olmaya çalışan genç ve güzel kızı Edith, şehre İngiltere’den gelen Thomas adlı genç bir adamdan etkilenir. Thomas ve kız kardeşi Lucille birlikte New York’a gelerek küçük maden işletmeleri için mali kaynak aramaktadırlar. Thomas ve Edith’in arasındaki ilişki sürpriz bir gelişmeyle onları evliliğe taşır ve çifti İngiltere’deki kocaman evlerine ulaştırır. Ulaşılan yer, Thomas ve Lucille’in birlikte yaşadıkları devasa, korkunç bir şatodur ve Edith’i orada gergin ve kanlı günler bekliyordur…
‘Kızıl Tepe’nin aşırı korkunç bir film olduğunu ve orijinal bir hikaye anlattığını söylemek pek mümkün değil doğrusu. Özellikle yarısından sonra hayli tahmin edilebilir bir çizgide ilerliyor hikaye. Zaten 60’lı ve 70’li yıllarda bu şekilde yapılmış tonla hayaletli ev filmi var. Film onlara yapılmış göndermelerle dolu. Edith’in soyadının bu filmlerin unutulmaz oyuncusu Peter Cushing’in soyadıyla aynı olması gibi…

film3

 

Thomas ve Edith arasında onca kötülüğe rağmen gelişen romantik ilişki acıklı olduğu kadar insani de. Edith’in Thomas’ın malikanesinde geçen günleri fazla öngörülebilir bir senaryoyla anlatılıyor olsa da, yönetmen Del Toro o kadar estetik bir tasarımla bizi baş başa bırakıyor ki, ağzımız açık izliyoruz adeta bütün filmi. 70’lerin Gotik korku filmlerine özenen bu görsel zenginlik, Del Toro’nun hikayesinin insanların içindeki kötülüğün kaynağına inme çabasına da eşlik ediyor. Edith’in narin bir kelebeğe, Lucille’in ise bir güveye benzetildiği tezatlık hikaye ilerledikçe beslenerek finalde büyük bir kapışmaya sürüklüyor izleyiciyi. ‘Kızıl Tepe’nin geniş açılı kadrajları, çok pahalı görünen şık prodüksiyon, özel tasarımlar, kostümler ve tabii ki üç başrol oyuncusu da filme fazlasıyla değer katmakta.

kizil-tepe

Ama en çok da Lucille rolünde izlediğimiz Jessica Chastain göründüğü her saniyede gözlerimizi ondan başka bir şeye kaydırmamıza engel oluyor. Chastain’in soğuk güzelliğiyle karışan tekinsiz performansı (neredeyse hiç gözlerini kırpmıyor!) filmin safkan kötüsü Lucille’i diğerlerinden ayırıyor.
‘Kızıl Tepe’ belki bildik korku filmlerine göre ani seslerle ya da ani cinayetlerle sizi olduğunuz yerde zıplatan numaralara başvurmuyor ama yine de doygun bir tat bırakıyor.

Kızıl Tepe

Yönetmen:
Guillermo Del Toro
Oyuncular: Mia Wasikowska, Jessica Chastain, Tom Hiddleston
Süre: 119 dakika

 

 

 

 

uğur-yücel

 

Uğur Yücel Şov

Türkiye’nin mizah zenginliği, Cumhuriyet’in ilanının çok öncesine kadar gider. Hem sözel hem de yazılı alanda sağlam bir geçmişi vardır. Sinemamızın ilk yıllarında bile komedi filmlerin fazlalığı dikkat çekicidir.

Ne yetenekli mizah yazarlarımız vardı bizim. Ertem Eğilmez, Aziz Nesin, Burhan Felek, Bülent Oran, Süavi Süalp, Haldun Taner, Sulhi Dölek, Umur Bugay, Kandemir Konduk’a kadar uzanan uzun bir listedir bu. Günümüzde bu listeye yeni isimler de eklemek mümkün tabii ki. Ama her hafta en az iki komedi filminin vizyona girdiği bugünlerde, bu filmlerin yarattığı hayal kırıklığı sanki böyle bir mirasımız hiç yokmuş ya da tümüyle unutulmuş gibi bir algı yaratıyor.
‘Yaktın Beni’ komple sinemacı Uğur Yücel başta olmak üzere, hem yetenekli hem de popüler bir oyuncu kadrosuyla karşımıza çıkan bir komedi filmi. Ama maalesef olanca sıcak hikayesine rağmen keşke daha güçlü bir senaryoyla yola çıkılsaymış dedirtiyor .

cumbul

Tek başına yaşayan ve yangın fobisi olan itfaiyeci (!) Selam yıllardır görüşmediği dayısı Macit’le karşılaşınca bütün düzeni altüst olur. Enteresan bir adam olan Macit, Selam’ın evlenmek istediği kız arkadaşı İpek’le arasının açılmasına neden olduğu gibi yeğeninin organ mafyasıyla başının derde girmesine de yol açacaktır istemeden. Bu arada Selam’ın alt komşusu Leyla’ya da aşık olur…
‘Yaktın Beni’ hiçbir karakterini derinleştirip kişileştiremiyor; bu yüzden de hep yüzeyde kalıyor maalesef. Eski samimi Türk komedi filmlerinin formülünü içinde barındırsa da, bu hikaye daha da renklenebilir ve küçük hamlelerle daha birleştirici bir filme dönüşebilirdi. Keşke eski filmlerimizdeki gibi; ‘biz neşesiyle, hüznüyle, kızgınlığıyla, yardımseverliğiyle böyle insanlarız işte’ temasına daha fazla gülerek ve son yarım saate sıkıştırılmış dramı da bütün filmin içine ölçülü bir şekilde yayarak ulaşabilseymişiz. Yoksa artık bu cümleyi bile kuramayacak bir halde miyiz?
Ama Uğur Yücel’in yarattığı Macit tiplemesi güzel olmuş. Daha da işlenip geliştirilirse ona ait tek bir filme ya da gayet neşeli bir film serisine kapı açılabilir.

Yaktın Beni

Yönetmen:
Can Yücel
Oyuncular: Uğur Yücel, Sarp Apak, Meltem Cumbul
Süre: 102 dakika

 

 

 

Başlıksız-12

Mafya ve FBI el ele

MartIn Scorsese’nin başyapıt filmlerinden biri olan ‘Sıkı Dostlar’da (GoodFellas) başardığı en önemli şey, sürüyle karakterin arasında dolanan kamerasıyla bir an bile kaybolmaması ve seyircinin de kaybolmamasını sağlamasıydı. Kalabalık İtalyan mafyasının içine dalıp da onca sağlam karakteri olması gerektiği kadarıyla işleyip seyirciyi tam tatminle uğurlamak her yönetmenin harcı değil doğrusu. ‘Kara Düzen’ eğer ‘Sıkı Dostlar’ gibi bir film hiç olmasaymış daha iyi tepkilerle karşılanabilirdi doğrusu.
1970’lerin sonunda yıldızı parlamaya başlayıp 80’lerde FBI’ın da sayesinde (!) giderek güçlenen İrlandalı mafya patronu James ‘Whitey’ Bulger’ın hikayesi de hayli enteresan aslında. Whitey, imparatorluğunu en çok da hemşerilik, mahallelilik kavramına borçlu mesela. Aynı mahallede birlikte büyümüş İrlandalıların (azınlık olmanın psikolojisiyle) birbirlerine sımsıkı bağlı olmalarının da etkisiyle, FBI’da çalışan çocukluk arkadaşı ajan John Connolly sayesinde adeta bir dokunulmazlık kazanıyor. İtalyan mafyasını ispiyonlar gibi görünürken kendi teşkilatını güçlendiriyor. Ama sağı solu belli olmayan bir kişiliğe sahip olan Whitey’nin şiddet patlamalarına da kimse engel olamıyor…

kara-düzen

Sorunu senaryosu

‘Kara Düzen’in en büyük sorunu, hikayesinin gücünü tam olarak ortaya çıkaramayan senaryosu. Karakterlerini bir türlü derinleştiremeyen senaryo ne Whitey’nin dünyasının profilini çıkarabiliyor ne de FBI tarafında bir inandırıcılık sağlayabiliyor. Örneğin FBI’ı üç dört bürokratın kendi kendilerine aldıkları kararlarla yürüyen bir kurummuş gibi algılatıyor. Whitey’nin dünyası ise tümüyle klişe gangster filmlerinden ve hikayelerinden oluşturulmuş. Whitey’nin senatör bir ağabeyinin olması gibi ilginç bir durumdan da faydalanamıyor senaryo. Sanki 13 bölümlük şahane bir gangster dizisinin iki saatlik bir özeti gibi duruyor film.
Birbirinden iyi oyuncu kadrosu ise bu yetersizlikle baş edemiyor maalesef. Ama en büyük sorun sevilen oyuncu Johnny Depp’te. Depp’in son derece yapay duran mavi lensleri, her yakın planda yabancılaştırıcı bir etki yaratırken, tecrübeli oyuncunun eski performanslarını özleten durumu bu filmde de devam ediyor. Anlaşılan ‘Karayip Korsanları’ filmleri Depp’in oyunculuğuna hayli kalıcı zararlar vermiş.
Yine de film başından sonuna belli bir ilgiyle izleniyor. Çünkü mafyanın onların peşine düşenlerle ilişkisi bağlamındaki gerçek hikaye her şeye rağmen ilginç. Daha iyi yazılmış bir senaryoyla uçar giderdi bu film…

Kara Düzen

Yönetmen:
Scott Cooper
Oyuncular: Johnny Depp, Joel Edgerton, Benedict Cumberbatch
Süre: 122 dakika

 

 

 

 

Son Dakika Haberleri