•   Kasım 18, 2014

Hamile kalma yaşı var mı?

Günümüzde artık kadınlar hamile kalma yaşını büyüttü. Maddi kaygılar, kariyer fırsatları derken 30-40 yaş arası çocuk yapanların sayısı artıyor. Acaba bu ne kadar doğru ya da kaç yaşında hamile kalınmalı?

 

Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Tıp Fakültesi Kadın Doğum Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Işık, birçok çiftin kariyer uğruna çocuk sahibi olmaktan mahrum kaldığını söyledi. Dr. Işık, ‘Kariyer de yaparım çocuk da yaparım’ diyerek hamileliği 30 yaş ve üzerine bırakmanın büyük hata olduğunu, bunun çeşitli rahatsızlıkları beraberinde getirdiğini kaydetti.

 

Bazı anne adaylarının ‘erken menopoz’ riski nedeniyle çocuk sahibi olamadığını anlatan Yrd. Doç. Dr. Işık, bu konuda erken teşhisin önemine vurgu yapıyor. Günümüzde akademik ve çeşitli alanlarda kariyer yapma hırsı yüzünden çocuk sahibi olmayı erteleyen çiftlerin, erken menopoz hastalığının geç farkına vardığı için bundan mahrum kaldıklarını ifade eden Işık, ayrıca tekrar eden düşüklerde pıhtılaşma bulgusunun varlığına dikkat çekti.

 

erken-menepoz

 

Erken menopoz hakkında bilgi veren Işık, “Türkiye ortalamasında menopoz 45 yaşında görülür. 45 yaş altındakilere erken menopoz diyoruz. 45 yaş altı hastalar vajinal kuruluk, adet düzensizliği, adet görememe ve sıcak basması gibi şikayetlerle bize başvurduğunda istediğimiz tetkiklerde erken menopoz saptamışsak yumurtalık kaybından söz ediyoruz. Yukarıda sayılan belirtilerin dışında genetiklik faktöründen dolayı kadınların aile öyküsü, GDO’lu yiyecekler ve kimyasal malzemelere dikkat etmesi gerekir.” dedi.

 

Günümüz hastalığı olarak ifade edilen erken menopozun birçok organik, inorganik ve kimyasal maddelerle artış gösterdiğine dikkat çeken Işık, “En önemli nokta yaş konusu. Çünkü 20 yaş altında erken menopoza girme riski on binde bir iken, 30 yaş altında yüzde 1, 40 yaş altında yüzde 1’e kadar iniyor. Çünkü günümüzde insanlar kariyer yapmak için geç yaşlarda evleniyor. Evlilik yaşları 30 ve üzerine çıkmaya başladı. Bize başvuran hastalar genellikle ileri yaş anneleri oluyor. İleri yaş anneleri olan hastalar kısırlık nedeniyle geliyor. Dolayısıyla biz hastalarımıza 30 yaş öncesi evlenip 30 yaş öncesi bebek hedeflerini tamamlamasını öneriyoruz. Toplumda olan kariyer de yaparım çocuk da yaparım anlayışı tam olarak doğru değil. Tamam kariyer de yapalım. Ben de çocuk annesi bir bayan olarak hastalarımıza söylüyorum. Bir taraftan da çocuk düşüncesini asla geri plana atmayalım. Mümkünse 30 yaş üstüne atmamaya çalışalım. Çünkü günümüzde erken menopoz riski artıyor.” diye konuştu.

 

Aile öyküsü önemli çünkü genetik

Erken menopoz konusunda aile öyküsünün önemine değinen Işık, “Birinci derece akrabalardan (anne, kız kardeş, teyze) eğer 40 yaş altında menopoza giren varsa diğer fertlerin de yine erken menopoza gireceğini gösteriyor. Bu hastalık genetik faktörlerle çok alakalı. Anneden kıza geçebiliyor. Dolayısıyla aile öyküsünü bilmemiz gerekiyor. Biz bunu mutlaka soruyoruz. Daha sonra sigara ve alkol faktörü var. Stres, psikolojik sorunlar da erken menopozu etkiliyor. Menopoz, bir çok hastalığı beraberinde getiriyor. Kalp, şeker hastalıkları riski, bir bayan hastanın cinsel fonksiyonları da bozuluyor.” diye ifade etti.

 

GDO’lu gıdalardan uzak durun

Aile öyküsü ve yaş faktörünün yanı sıra GDO’lu ürünlerin de erken menopoz yapma riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Yard. Doç. Dr. Hatice Işık, “Hazır gıdalardan uzak durmak gerekiyor. Ayrıca, kimyasal madde kullanımı olarak örneğin kuaförlerde erken menopoz riskinin üç kat arttığı belirtiliyor yeni yapılan araştırmalarda. Veya organik kimyasallarla ilgili işlerde çalışanlarda risk yüksek. Onlardan ziyade bizim için aile öyküsü ve yaş önem arz ediyor. O yüzden en önem verdiğimiz şey gebeliğin erken yaşa çekilmesidir. Hastalarımız genelde geç başvuruyorlar. Bizim Türk milletinde böyle bir anlayış vardır. Son vakte kadar genelde doktorumuza, hele kadın doğumcuya hiç başvurmayız. Gelenler de adet düzensizliği ve ateş basması şikayetiyle başvuruyor. Çok geç kalındığında yapılabilecek şey çok sınırlı oluyor. Ancak erken başvuru yapıldığında geri dönüş şansı artıyor. Eğer hastalarımızda eğer aile öyküsü varsa, adet düzensizliği ve ateş basması şikayetleri varsa kadın doğum doktoruna mutlaka başvurmalarını rica ediyoruz.” uyarısında bulunuyor.

 

Tekrarlayan düşüklerde pıhtılaşma bozukluğu bulgusu çıktı

Ayrıca, kadın doğum ünitesinde tekrarlayan düşük başvurularıyla ilgili araştırma yaptıklarını açıklayan Işık, şu bilgiyi verdi: “Bizim yaptığımız çalışmada, 208 hastadan ortalama düşük sayısı 2-7 arasında bulduk. Bunlardan canlı yaşayan çocuk sayısı 0 ile 3 arasındaydı. Ve düşük yapan hastaların yaşı ortalama 30 idi. Genelde bunlarda genetik incelemelerini yaptık. Kalıtsal olarak pıhtılaşma bozukluğu var mı diye inceledik. Pıhtılaşma bozukluklarında 3 tanesini inceledik. Biz ayrıca kan tahliliyle bakılan bir test daha yaptık. Bu tekrarlayan düşükleri olan hastalarda bu parametre yüksek olarak bulundu. Bu da gösteriyor ki tekrarlayan düşük yapan hastaların pıhtılaşma bozukluğu var. Dolayısıyla bebeği tutmasını ve anneden kan geçişini sağlayan damarlarda bir pıhtılaşma oluyor ve o bebek yatağı düştüğü için çocuk da düşüyor veya ölü doğum oluyor.”