Ya­şa­sın Yi­ğit re­yiz!

Siyah adamın öfkesi

Neden yağmalıyorlar Neden  yakıyorlar

sz-02Ame­ri­ka­’nın Fer­gu­son ken­tin­de Mic­ha­el Brow­n‘­ı al­tı ke­re vu­ran po­lis me­mu­ru Dar­ren Wil­son yak­la­şık 95 ki­lo, iki met­re bo­yun­da cüs­se­li sa­rı­şın bir be­yaz er­kek. Fi­zi­ği ari ır­kı­nın pro­pa­gan­da pos­te­rin­de yer al­ma­ya el­ve­riş­li. 18 ya­şın­da­ki bir genç er­kek­ten ken­di­ni ko­ru­ma­sı­nın tek yo­lu­nun onu öl­dür­mek ol­du­ğu­nu söy­lü­yor, baş­ka hiç­bir se­çe­ne­ği yok­muş. Bir el, iki el ateş de­ğil, tam al­tı el. Doy­ma­mış, yet­me­miş.

Yü­zün­de, boy­nun­da kı­za­rık­lık­lar var. Bi­raz şid­det­li bir se­viş­me de ol­sa iti­raz et­me­ye­ce­ği tür­den. Bir gün­de ge­çer nor­mal­de. Brown sal­dı­rın­ca in­cin­miş be­de­ni.

Ay­rı­ca Brow­n‘­la kav­ga eder­ken ken­di­si­ni bir gü­reş­çiy­le bo­ğu­şan beş ya­şın­da­ki ço­cu­ğa ben­ze­ti­yor. Evet o kos­ko­ca cüs­se­li sa­rı­şın, be­yaz ır­kın pos­ter ço­cu­ğu Wil­son.

Al­tı ke­re sı­kı­lan kur­şu­nun tat­mi­ni, be­den­de­ki kı­za­rık­lık­lar­dan şi­ka­yet et­mek, gü­reş me­ta­fo­ru­na baş­vur­mak…

Ken­di­ne gü­ven­siz be­yaz er­ke­ğin ken­di­sin­den fi­zi­ki ola­rak üs­tün ol­du­ğu­nu dü­şün­dü­ğü si­yah er­ke­ğe yö­ne­lik tat­min ça­ba­la­rı. Be­yaz er­ke­ğin so­yun­ma oda­sın­da si­yah er­ke­ğin ya­nın­da ya­şa­dı­ğı fal­lik ezil­me­den hiç fark­lı de­ğil.

Wil­son ade­ta si­yah ada­mı av­la­dık­tan son­ra an­cak tat­min ol­muş. Sün­net olun­ca er­kek olun­du­ğu ma­sa­lı gi­bi be­yaz po­lis de ilk si­ya­hı öl­dü­rün­ce ken­di rüş­tü­nü is­pat edi­yor. Yok­sa ne­den apar to­par ev­len­sin?

Bi­ri­ni vur­muş, hak­kın­da so­ruş­tur­ma açı­lıp açıl­ma­ya­ca­ğı bel­li de­ğil, ka­mu­oyu­nun ya­rı­sı­nın gö­zün­de ka­til. Bel­ki hap­se gi­re­cek… Kim böy­le bir du­rum­da ev­le­nir? An­cak ken­di ego­su ta­va­na vur­muş bi­ri gö­zü­nü ka­rar­tır; al­tı el kur­şun sık­tık­tan son­ra ya­şa­dı­ğı öz­gü­ven pat­la­ma­sı onu ev­li­li­ğe sü­rük­le­ye­bi­lir. O ka­dar emin ki bu ci­na­ye­tin ya­nı­na kâr ka­la­ca­ğın­dan, ge­le­cek pla­nı yap­ma­yı bi­le er­te­le­me­miş.

Şim­di üc­ret­li izin­de. Gö­re­ve dö­nüp dön­me­ye­ce­ği bi­lin­mi­yor ama hal­kın ver­gi­le­rin­den pa­ra­sı­nı al­ma­ya de­vam edi­yor. Bu açı­dan bi­le ödül­len­di­ri­li­yor.

Ar­tık pa­ra­ya da pek ih­ti­ya­cı yok, çün­kü des­tek­çi­le­ri 400 bin do­lar top­la­dı. Ta­bi­i ki ego­su pat­lar. Te­le­viz­yo­na çı­kıp “Öl­dür­mek­ten baş­ka bir şan­sım yok­tu­” de­me­sin­de­ki piş­kin­lik de bun­dan.

sz-03Mal­colm X za­ma­nın­da “A­me­ri­ka­’da sa­de­ce si­yah­lar­dan sa­kin ol­ma­la­rı is­te­ni­yo­r” de­miş­ti. Bir haf­ta­dır baş­ta Ba­rack Oba­ma ol­mak üze­re her­kes yağ­ma­la­may­la, ya­kıp yık­may­la kim­se­nin bir şey ka­za­na­ma­ya­ca­ğı­nı söy­lü­yor. Oy­sa si­yah adam hu­kuk önün­de hep kay­be­di­yor. Mic­ha­el Brown be­yaz bir gen­cin adı ol­say­dı bu­gün ha­yat­ta ola­cak­tı, bu­nu bi­li­yo­ruz. Yağ­ma­la­ma ey­lem­le­ri­nin bi­lin­çal­tın­da ay­nı za­man­da be­yaz ada­mın sa­hi­bi ol­du­ğu ve kö­şe ba­şı­nı tut­tu­ğu sis­te­me du­yu­lan öf­ke ya­tı­yor. Bir ka­ti­le 400 bin do­lar top­la­ya­cak ka­dar gö­zü dön­müş bir ka­pi­ta­lizm. Bu dü­zen, bu be­yaz adam, yüz­ler­ce yıl bo­yun­ca si­yah­la­rın ne­re­de ça­lı­şa­ca­ğı­na, ne­re­de otu­ra­ca­ğı­na, han­gi oku­la gi­de­ce­ği­ne, ki­min­le ev­le­ne­ce­ği­ne ka­rar ver­di. Yıl­lar­ca bu­gün yağ­ma­la­nan o ma­ğa­za­la­rın ben­zer­le­ri­ne gir­me­le­ri ya­sak­tı si­yah­la­rın. Te­miz su­ya bi­le hak­la­rı yok­tu, ay­rı çeş­me­le­ri var­dı.

Me­se­le bir­kaç bi­ra şi­şe­si çal­mak, ya da vit­ri­ne taş atıp te­le­viz­yon çal­mak de­ğil dos­tum, hâlâ an­la­ma­dın mı?

Je­an Ba­ud­ril­lard, 11 Ey­lü­l’­ün he­men ar­dın­dan te­rö­rist­le­rin İkiz Ku­le­le­r‘­i he­def al­ma­sı­nı Ame­ri­kan ka­pi­ta­liz­min en be­lir­gin sim­ge­le­ri­ne sal­dı­rı ola­rak yo­rum­la­mış­tı. Öz­gür­lük anı­tı ya da Em­pi­re Sta­te de el­bet­te bü­yük bir trav­ma ya­ra­ta­bi­lir­di, ama adı Dün­ya Ti­ca­ret Mer­ke­zi olan iki ku­le Ame­ri­ka­’nın, eko­no­mik sis­te­min, ka­pi­ta­liz­min üze­rin­de dur­du­ğu iki dev sü­tun­du.

Ni­te­kim bu ey­le­min Ame­ri­ka için en bü­yük kay­bı ca­na de­ğil ma­la ge­len za­rar­dı: Ül­ke iki sa­vaş yü­zün­den mil­yar­lar­ca do­lar­lık bir bor­cun al­tı­na gir­di, eko­no­mi­si yıl­lar­ca to­par­lan­ma­ya­cak ka­dar has­sas­laş­tı. Fer­gu­so­n‘­da si­yah adam da o kü­çük içki dük­ka­nı­nı ya da dev bir zin­cir ma­ğa­za­yı yağ­ma­lar­ken, dün­ya­nın her ye­rin­de şu­be­si bu­lu­nan bir piz­za­cı­yı ate­şe ve­rir­ken bu­nu gö­zü dön­dü­ğü, fa­kir­leş­ti­ği, ya da o ma­la ih­ti­ya­cı ol­du­ğu için yap­mı­yor. Kı­sa­ca­sı ma­ni­dar.

Er­ge­ne­ko­n’­un bir nu­ma­ra­sı­nı bul­dum

Ya­şa­sın Yi­ğit re­yiz!

sz-04Yan­daş ga­ze­te­ler mo­day­ken Er­ge­ne­ko­n‘­un bir nu­ma­ra­sı­nın kum­ral, ma­vi göz­lü ol­du­ğu ya­zar­dı. Bu­gün­ler­de bu ha­be­re inan­mak üze­re­yim: Be­nim için Tür­ki­ye­’de­ki en has Er­ge­ne­kon­cu sa­de­ce Yi­ğit Bu­lut.

Ba­kın, Bu­lu­t‘­u ara­la­rı­na al­ma­dan ön­ce yıl­lar­ca ka­der bir­li­ği ya­pan İs­lam­cı med­ya ga­yet gü­zel ge­çi­ni­yor, bir­bir­le­ri­nin açık­la­rı­nı yüz­le­ri­ne vur­mu­yor ve pas­ta­dan eşit pay alı­yor­lar­dı.

İs­lam­cı­lar en bü­yük ha­ta­yı yap­tı­lar bu ar­ka­da­şı ara­la­rı­na ala­rak. Ve o gün bu­gün­dür hu­zur bu­la­mı­yor­lar.

Yan­daş med­ya­nın na­sıl da­ğıl­dı­ğı­nı gö­rü­yor­su­nuz. Er­do­ğan için her­ke­sin bir men­dil ka­dar de­ğe­ri var­dır, ka­der ar­ka­daş­la­rı­nı da Yi­ğit Bu­lut uğ­ru­na har­ca­yı­ver­di. Baş­ka­la­rı­nı atan, baş­ka­la­rı­nın atıl­ma­sı için kam­pan­ya ya­pan üç ya­yın yö­net­me­ni bir an­da iş­siz kal­dı.

Yi­ğit Bu­lut her­hal­de Cum­hur­baş­ka­nı­’na so­fis­ti­ke ge­li­yor. Di­lin­den dü­şür­me­di­ği de­li saç­ma­la­rı­nı Ga­la­ta­sa­ray Li­se­si dip­lo­ma­sı, Fran­sa­’da eği­tim pa­ke­tiy­le, Be­yaz Türk­lü­ğüy­le süs­le­yip ken­di­si­ni ka­li­te­li ve ze­ki di­ye pa­zar­lı­yor ve ik­na edi­yor ga­li­ba. Her tür­lü aşa­ğı­lık komp­lek­si­ne kar­şı­lık ge­li­yor.

E bir de Do­ğan Gru­bu­‘nun, ya­ni düş­ma­nın sır­la­rı­na ha­kim ya gü­ya…

Doğ­ru­ya doğ­ru, acık­lı ama sem­pa­tik de bir ka­rak­ter. Ama ay­nı za­man­da saf­kan Er­ge­ne­kon­cu. İçin­de var komp­lo kur­mak, or­ta­lı­ğı ka­rış­tır­mak, dar­be­ci­lik fa­lan san­ki… Kim­se­nin ya­pa­ma­dı­ğı­nı ya­pıp yan­daş med­ya­yı yer­le bir et­me­si plan­lı bir dar­be gi­ri­şi­mi de­ğil mi?

Kav­ga da­ha ye­ni baş­la­dı. Da­ha ne­ler ola­cak…

Dü­şün­me­den ede­mi­yo­rum bu Yi­ğit Bu­lut ye­ni sa­ra­ya Tru­va Atı ola­rak mı gön­de­ril­di di­ye…

Hiç­bi­ri­niz il­gi­len­me­ye­cek­si­niz ama

Ya­şa­yan TV ef­sa­ne­si

sz-05Bu­gün­ler­de Nor­man Le­ar‘­ın “E­ven This I Get to Ex­pe­ri­en­ce­” isim­li anı­la­rı­nı oku­yo­rum. 90 ya­şın­da­ki te­le­viz­yon ef­sa­ne­si Ame­ri­ka­’nın ko­me­di kül­tü­rü­ne dam­ga­sı­nı vu­ran çok ama çok önem­li bi­ri. Bu­gün te­le­viz­yon di­zi­le­ri­nin, sit­com­la­rın şe­kil­len­me­sin­de onun çi­men­to­su var.

Ame­ri­kan te­le­viz­yo­nu­nun ikon­la­rın­dan bi­ri Le­ar, ama hiç­bi­ri­miz far­kın­da ol­ma­sak da Türk te­le­viz­yon­cu­lu­ğun­da et­ki­si epey bü­yük.

Cem Uza­n‘­ın Star 1 ka­na­lın­da ak­şam ku­şa­ğın­da “T­he Jef­fer­son­s” ya­yın­la­nır­dı me­se­la. Ha­fı­za­sı iyi iz­le­yi­ci ku­ru te­miz­le­me­ci si­yah ai­le­nin ma­ce­ra­la­rı­nı çok iyi ha­tır­lar. Ame­ri­ka­’da da epey tu­tan bu ko­me­di di­zi­si ya­yın­lan­dı­ğı sü­re­de Tür­ki­ye­’de de epey iz­len­miş­ti. En bü­yük özel­li­ği kuş­ku­suz Ge­or­ge Jef­fer­so­n‘­ın ar­go­su­nu Türk­çe’­ye adap­te et­mek­ti. Star 1’de la­n’­lı, ya­hu­’lu ko­nu­şan si­yah bir adam he­pi­mi­zi gö­zü­müz­den yaş­lar ge­le­ne ka­dar gül­dür­müş­tü.

“T­he Jef­fer­son­s” da­ha son­ra “Tat­lı Ha­ya­t” adıy­la Türk te­le­viz­yo­na uyar­lan­dı ve o da tut­tu. Tüm saç­ma­lı­ğı­na rağ­men. Zi­ra ori­ji­na­lin­de­ki te­mel ça­tış­ma­lar­dan bi­ri sı­nıf at­la­yıp zen­gin­le­rin ara­sı­na gi­ren si­yah Jef­fer­son ai­le­siy­le be­yaz kom­şu­la­rı­nın iliş­ki­siy­di, biz­de kom­şu­yu Rum ya­pıp Ne­co­‘ya oy­nat­mış­lar­dı. Asıl ai­le Kürt ol­sa bel­ki da­ha il­ginç ola­bi­lir­di.

Te­le­viz­yo­na sa­yı­sız di­zi ka­zan­dı­ran Nor­man Le­ar‘­ın en bi­li­nen işi “All In the Fa­mily.” Hat­ta Jef­fer­son Ai­le­si ken­di di­zi­le­ri­ne sa­hip ol­ma­dan ön­ce bu­ra­da yan ka­rak­ter­di.

Bun­ca di­zi uyar­la­nır, ne­den hiç kim­se “All In the Fa­m-   il­y”­i dü­şün­mez di­ye me­rak eder­dim. Ki­ta­bı oku­yun­ca bu işin dö­ne­min Ame­ri­ka­sı­’n­da za­ma­nın ile­ri­sin­de ol­du­ğu­nu an­la­dım. Ne ya­zık ki bi­zim için hâ­lâ ile­ri­de.

Çün­kü Le­ar bu di­ziy­le as­lın­da sı­ra­dan bir ai­le sit-co­m’­u ya­ra­tıp bü­tün ta­bu­la­rı de­vi­ri­yor, ez­ber­le­re sa­vaş açı­yor, da­ha ev­vel ko­nu­şul­ma­yan ko­nu­la­rı mi­zah­la ek­ra­na ta­şı­yor­du.

Di­zi­nin ana ka­rak­te­ri her­kes­ten ama her­kes­ten nef­ret edi­yor­du: Sol­cu­lar, eş­cin­sel­ler, Ya­hu­di­ler, Al­man­lar, İn­gi­liz­ler, Çin­li­ler, Si­yah­lar, Ka­to­lik­ler, hip­pi­ler… Ken­di­sin­den ol­ma­yan her grup hak­kın­da yap­tı­ğı vul­gar yo­rum­lar te­le­viz­yon­da iz­le­yen­le­ri kah­ka­ha­ya bo­ğar­ken ırk­çı­lı­ğın ve nef­re­tin saç­ma­lı­ğı­nı da gös­te­ri­yor­du.

Le­ar bu yüz­den önem­li bi­ri ve ki­ta­bı oku­ma­ya de­ğer. Çün­kü te­le­viz­yon­cu­luk ay­nı za­man­da bir ka­mu hiz­me­ti­dir ve viz­yo­nu­nun ka­mu­nun ile­ri­sin­de ol­ma­sı ge­re­kir. Le­ar gi­bi ce­sur adam­lar sa­ye­sin­de te­le­viz­yon­da çı­ta yük­se­lir, ta­bu­lar dev­ri­lir.

Öğ­ren­mek için kı­sa­ca­sı, na­sıl ya­pı­lı­yor­muş, na­sıl ba­şa­rı­lı­yor­muş di­ye oku­yo­rum…

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.